Yavrularımızın yaşamlarının hiçbir anında bir dakika bile aç kalmamasına anne-baba yüreğimiz el vermediğinden, sürekli tok olup olmadıklarına dair kaygılanabilmekteyiz. Elimizde kaşık kendimizi onların peşinde koşarken bulduğumuz belki de çok anımız olmuştur. Yemek düzeni olsun, sabah kahvaltısını yaparak güne başlasın, her anne-babanın çocuğu için arzuladığı temel konulardan biri demek mümkün.

Yemek, çocuklarımızın beden sınırlarını kapsayan bir konudur. Bu konuda çocuklarımıza alan ve özgürlük tanımamız gerekmektedir. Toplumumuzda ‘ölümü gör ye- ölüm çıksın ye’ diyerek ya da tehditlerde bulunarak aslında çocuklarımızla olan ilişkimize şiddeti dahil edebiliyoruz. Bazen, dünya üzerindeki tüm varlıkların yemeye ve yaşamaya programlı olduğunu unutabiliyor ve bu konuda aşırı kaygılanabiliyoruz. Ancak, bu konudaki aşırı ısrarlarımız maalesef çocuklarımız ile bir kimlik savaşına dönüşebiliyor. Açlık grevlerini düşünelim: kimlik uğruna vazgeçtiğimiz ilk şey tarih boyunca yemek olmamış mıdır ? Kişilik uğruna açlıktan gerekirse ölünüyor. Çocuklarımız da bu toplumsal bilinçdışından çok da farklı tepkiler vermemektedir. O nedenle, çocuklarımıza yemeklerini yemeleri için yaptığımız onca ısrar yemeğin ihtiyaç ve haz boyutunu kaybetmesine de sebep olarak, çocuklarımızın benliklerini koruma içgüdülerine karşı verdiğimiz bir savaşa dönüşebilmektedir. “O bilmez acıkıp acıkmadığını, hissedemez.” diyoruz ancak bir bebek dahi aç ya da tok olup olmadığı bilmekte ve hissedebilmektedir. Vücudunu bilen, çocuktur, anne-babaları olsak dahi bizler değil. Çocuklarımıza ısrarla, zorla, kandırarak yemek yedirmek anlık olarak onları fiziksel olarak doyursa da uzun vadeli baktığımızda bütün yaşamları boyunca kandırılan ya da kandıran, aldatılan ya da aldatan, zorbalık eden ya da zorbalığa uğrayan bir kişi olmalarına sebep olabilmektedir. 

Ev, bir kurum değildir. Okul bir kurumdur ve toplu yaşam alanıdır, dolayısıyla keyfiyetle hareket edebileceğimiz seçeneğimiz çok da yoktur. Ancak ev, rahatlama yeridir, herkesin istediği saatte yemek yeme özgürlüğüne sahip olduğu yerdir. Nasıl ki bir yetişkin akşam saat 8’de yemek yemek zorunda değilse, canı istediğinde yemek yiyorsa çocuklarımız için de aynı şey geçerlidir. “Masada otursun, saatinde, düzenli yemeğini yesin. Yemek saatini bilsin.” Tabii ki evde bir yemek saati ve düzeni olmalıdır, evde sabah, öğle, akşam yemek çıkar. Bu bir düzendir. Ancak çocuğa “masaya oturmak ve yemek yemek zorundasın.” şeklinde kural koymak yerine teklif etmek gerekir. Eğer çocuk “şuan yemek istemiyorum” diyorsa çocuktan zorla düzene uymasını beklememeliyiz. Aynı şekilde, ev bir restoran da değildir tabii. Ancak, çocuklar bazen evde yapılan yemekleri tüketmek istemeyebilirler, bu yemekler özellikle de sebze yemekleriyse. Bu noktada yapılabilir opsiyonlar çocuğa sunulabilir. Örneğin, çocuk istiyorsa omlet yapılabilir, kolay bir opsiyondur. Aksi takdirde çocuk “annem bana yemek vermiyor, sevdiğim yiyecekleri bana vermiyor.” diye düşünecek ve bunu şiddet olarak algılayacaktır. 

Çocuklar zaman zaman televizyon izleyerek yemek yemek isterler. İzledikleri programın içeriğine ve çocuğumuzun yaşına dikkat ederek bu keyfi yaşamasına izin vermemizde çok büyük bir sakınca yoktur. Bir düşünelim: biz yetişkinler hiç mi sevmeyiz bir şeyler izlerken yemek yemeyi ? Yemek ve disiplin konularını ayrı tutmak gerekir. “Hayır yemek yerken televizyon izleyemezsin. Bizim evimizde bu yasak.” demek çocuğunuzla ilişkinize zarar vermekten başka bir şeye hizmet etmeyecektir. Çocuğun yaşamının her alanında onlarca kural çocuğu sürekli pasif konuma itmeye sebep olacaktır. Sürekli olarak ne yapması gerektiği söylenilen çocuğun ruhsal sistemi infilak eder. Bir süre sonra çocuk, ruhsal aygıtında kontrolü ve dengeyi sağlayabilmek için saldırganla özdeşleşir, “ben de saldırgan gibi olayım, ben de hükmedeyim.” der. Her konuda hükmetmeye çalışır, inat eder, direnir. Bu sebeple, çocuğun bedeninin hükümdarı olduğunu kabul etmek gerekir. Zaten diğer tüm konularda patron olan anne-baba, yemek konusunda pasif olarak, bu alanı çocuğun hizmetine vermelidir. Çocuğun beden hükümdarlığını mümkün kılan bu tutum, çocuğun özgüven gelişimi ve öfkesinin artmaması için mühimdir.

Yemekte zaman, çeşit, miktar ve mekan olmak üzere dört unsurda çocuklar üzerinde zorlama olmamalıdır. Yemek yemesi konusunda oldukça ısrarcı ve müdahale edici şekilde davranılmış bir çocuk gün boyu yemek yememiştir ve tam da uyumak üzereyken bir şeyler yemek ister. Eğer çocuk bir şey yemek istediğini söylüyorsa “Acıktın, peki. Ben sana küçük bir muz getireyim. Muz çok iyi tutar, onu yer ondan sonra da uyursun” Diyebiliriz. Ancak, “Söyle ne istiyorsan yapayım hemen.” diyerek akşam saatinde yatağa börekler, pizzalar getirmek ya da yapmak  doğru olmayacaktır. Yani, çocuk eğer uyumadan önce de olsa “Açım.” diyorsa saygı duymak, “Hayır ! Akşam yemeğini yemedin, şimdi yatma saati, yemek falan yok bu saatte.” dememek gerekir.

Uzm.Kl.Psk. Kübra Turan-Küçük Adımlar Anaokulu