Regülasyon diğer bir adıyla duygu düzenleme , kişide doğuştan gelen bir yetenek olmaktan ziyade doğum sonrası kazanılan ve bakım veren kişinin oldukça etkin rol aldığı bir beceridir. Duygu düzenleme becerisi, yoğun hisler içerisindeyken dengede kalabilmeyi , kendimize ve çevremize zarar vermeden duygularımızı sağlıklı bir şekilde ifade edebilmeyi kapsar. Aynı zamanda bireylerin hedeflerine ulaşabilmelerini ve sosyal hayata uyum sağlayabilmeleri için duygusal uyarılmanın başlaması, sürdürülmesi ve yönetilmesini içerir. Kişi tüm bunları yaparken, duygu düzenleme stratejilerini kullanır.

Duygu düzenleme becerisi çocukların  , duygularını ve tepkilerini daha sağlıklı ifade edebilmelerini ve problemleriyle daha iyi baş edebilmelerini sağlar.
Bebekler ilk doğduklarında duygu düzenleme becerisi tekniklerinden yoksun oldukları için ‘’ağlamak’’ kendilerini regüle edebilmeleri adına ilk başvurdukları yöntemdir . Yaşamın diğer yıllarında ise ebeveyn regülatör yani duygu düzenleyici görevinde karşımıza çıkmaktadır. Bu göreve örnek verecek olursak ;  çocuk yere düşüp her ağladığında bakım veren kişi kısa zamanda yanına gelip onu teselli eder  , sevgisini ve güvenini hissettirirse bundan sonraki diğer benzer anlarında çocuk , bekleme süresini artık kendisi tolere edebilir hale gelmiş olur. O bekleme anında annesinin yine yanına geleceğini ve onu teselli edeceğini , güvende tutacağını artık bizzat kendisi deneyimleyerek öğrenmiştir. Ve  işte o noktada  çocuk için dünya bilinir ve güvenilir yer haline gelmiştir artık. Bu durum çocuğun duygu düzenleme becerisi kazanmasında önemli bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan aileler olarak unutmamalıyız ki ,  çocukların davranışları aslında bir sorun değildir, soruna yönelik gösterdiği tepkilerdir. Çocuk saldırgan ya da aşırı çekingen davranışlar sergiliyorsa, aslında bu beyninin stres altındaki dışavurumudur. Çocuk yaşadığı fiziksel gerilim sonucu ya saldırıya geçer ya da kaskatı kesilerek donma eğilimi gösterir. Bu çocuğun yatıştırılmaya ihtiyacı olduğunu gösterir. Çocuk bunu kendi kendine yapamadığı için temel bakım verenine ihtiyacı vardır.

Bazı çocuklar ses, ışık, koku gibi duyusal uyaranlara karşı çok fazla hassasiyet ve tepki gösterirler. Bu aşırı duyarlılık hali yoğun bir strese yol açtığı için, çocuk böyle durumlarda öfke nöbetleri, ağlama krizleri, donma, aşırı tedbirli hal, aşırı irkilme, takıntılar, karşı gelme gibi olumsuz tepkiler gösterebilirler. Bu çocukların duygularını düzenlemeleri için bakım verenleri tarafından sakinleştirilmeye ihtiyaçları vardır. Bazı çocuklar ise, çevredekilere karşı duyarsız, ilgisiz ve tepkisiz olabilirler. Bu düşük duyarlı çocuklar tepki göstermeleri için aşırı uyarana ihtiyaç duyabilirler. Bu nedenle, bakım verenlerin ve ailenin onunla etkileşime girmek için ısrarcı olmaları önemlidir.


Unutulmamalıdır ki, çocuğun duygularını düzenleyemediği anlar, içinde bulunduğu durumu nasıl çözeceğini bilememesi sebebiyledir. Bunlar bakım verenine verdiği mesajlardır. Bu nedenle, öncelikle temel bakım vereninden ve ailesinden alacağı şefkat ve sevgiye ihtiyacı vardır.