“ÇOCUKLAR VE TATİL”

 

            Uzun ve meşakkatli bir eğitim-öğretim döneminin daha sonuna geldik. Eylül ayından beri hem siz ebeveynler ve çocuklar hem de biz eğitimciler, özellikle duygusal ve akademik açıdan yoğun bir performans sergiledik. Şimdi, biz yetişkinler kahvelerimizi, çocuklarımız ise sütlerini alarak arkamıza yaslanma zamanı. Hep birlikte düşünelim ve birbirimizle paylaşalım : “Acaba bu yıl neler başardık, istediğimiz başarıya ulaşamamış olsak da neler denedik, neleri daha iyi yapabilirdik, daha başka neler yapabilirdik, bir sonraki yıl için neler hedefliyoruz ?”. Ama bu sorulardan daha önemlisi yaklaşık on ay boyunca büyümek ve gelişmek için hem kendi gayret ve çabalarımızı hem de çocuklarımızın gayretlerini ve çabalarını tekdir etmeyi es geçmeyelim.

 

            Şimdi yaz mevsiminin tadını çıkarma vakti. Hepimiz rahat bir nefes almak, yılın yorgunluğunu atmak, D vitamini depolamak için tatili hak ettik. Çocuklarımız denize, havuza, yüzmeye, kumlarla oynamaya bayılırlar. Dolayısıyla, yorucu geçen bir yılın ardından ailece yapacağımız tatil ya da dinlenme molası çocuklarımız için de oldukça yararlı olacaktır. Seyahat etmek çocuklarımız için motivasyon kaynağı olabilmektedir. Seyahat ettiklerinde hem yaşadıkları ülkenin hem de dünyanın bir dolu zenginliklerine şahit olabilirler ve bunları keşfedebilirler. Keşfettikleri her bir yer ve gördükleri her bin insan ise ufuklarının açılmasına katkı sağlar. Tatile gitmek yalnızca eğlence niteliği taşımayacaktır. Aynı zamanda, bavul hazırlamak, havalimanında uçağın kalkmasını beklemek, otelde odanın hazırlanmasını beklemek, gidilen mekanı keşfetmek, oradaki insanları tanımaya çalışmak gibi durumlarla birlikte sorumluluk, sabır ve uyum becerileri de desteklenir. Doğada olmanın, toprağa basmanın, denizi ve yeşili görmenin insan ruhunu dinlendirdiği, psikolojik gerilimi azalttığı kanıtlanmıştır. Yanı sıra, yaz tatilinde bolca yüzme aktivitesine yer vermek, çocuklarımızın bedensel ve psikolojik sağlıkları açısından da oldukça besleyicidir. Tatilin en önemli faydasının ise aile içi bağları güçlendirmesi olduğunu söylemek mümkündür. Ailemizle ve sevdiklerimizle birlikte geçirdiğimiz neşeli ve mutlu bir tatil çocuklarımızın da keyifli anılar biriktirmelerini sağlayacaktır.

 

            Tatil hepimiz için son derece cazip ve rahatlatıcı bir fikir olsa da çocuklarımız için iki ay gibi uzun süreli tatiller her zaman işlevsel olmamaktadır. 2-3 haftalık bir tatil ya da mola çocuklar için faydalı olabiliyorken bu sürenin daha fazla uzaması okul öncesi dönemdeki çocuklar üzerinde olumsuz etkilere de sebep olabilmektedir.

 

            Deneyimlerimizden biliyoruz ki, bir eğitim yılı boyunca haftanın beş günü okula gelip, yalnızca hafta sonu ara vermek dahi Pazartesi sabahlarının gergin geçmesine sebep olabilmektedir. Benzer şekilde, yaz döneminde ya da mecburi olmadıkça okula verilen uzun süreli aralar özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklarımızın okul adaptasyon sürecini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Kaldı ki, içinde bulunduğumuz salgın dönemi itibariyle çocuklarımızın okula başlama süreçleri de pek kolay olmadı. Halihazırda, okul adaptasyon sürecini sağlıklı ve uyumlu şekilde tamamlamış çocuklarımız dahi, pandemi sonrası okulların tekrar eğitime başlaması ile okula geri döndüklerinde bocalamışlardı. Çünkü, 3-5 ay boyunca arzuladıkları şey gerçek olmuştu: anne-babaları hep evdeydi ve evde ister istemez sınırlar esnemişti. Anne-babalar evden çalışıyor, başlarını bilgisayar ve telefonlarından kaldıramıyor, pek de fazla oyun oynamaya vakit ayıramıyor olsalar bile ailece birbirlerinden hiç ayrılmıyorlardı. Bir gün anne ve babaları “Artık okula gitme zamanı, orada bol bol eğleneceksin.” dediğinde ise buna şiddetle karşı çıktılar. Çünkü, bir taraftan sıkılıyorlar ama bir taraftan da anne-babalarıyla günün her saatinde güvenli alanlarında bir arada olmak iyi hissettiriyordu. Dolayısıyla, ebeveynin kanatları altından çıkarak yeniden her an çaba göstermek zorunda oldukları, sorumluluk aldıkları, isteklerini ertelemek zorunda kalabildikleri okul ortamına dönmekte zorlanma yaşayabilmişlerdir.

 

            Tatilde hiçbirimiz erken uyuyup erken kalkmak istemeyiz. Belli bir yemek düzenindense istediği şekilde yiyip içmek isteriz. Çocuklarda da durum pek de farklı olmaz. Okul döneminde zar zor oluşturduğumuz uyku düzenleri tatilin ilk haftasından sonra yavaş yavaş esnemeye ve bozulmaya başlayabilir. Geç uyuma, geç kalkma, uyku öncesi rutinlerin bozulabilmesi, ekran kullanımının artmasıyla maruz kaldığı içeriklerden etkilenme, kabuslar, korkular, bununla birlikte de kendi odasında uyumak yerine anne-babanın yanına uyumak isteme gibi durumlarla karşılaşmak mümkün olabilmektedir. Çocuğun hayatında okul olmasıyla birlikte aktif geçen günün sonunda uyku ihtiyacı da daha kolay oluşabilecek ve yakalanan düzen daha kolay sürdürülebilecektir. Yemek düzeni açısından baktığımızda ise, özellikle okul öncesi dönemdeki çocuklarımızın yemekle arasının çok da iyi olmadığını görebiliriz. Çocuğumuz, okul aracılığıyla tükettiği besin çeşidi artmışken, sofra kurallarını benimsemişken tatilde yeniden yemek seçme, yemeye karşı direnç gösterme, yemek yerine atıştırmalıklar, çikolatalar yemek isteme, sofra düzenine uyum sağlamak istememe gibi tepkiler gösterebilir. Benzer şekilde, çocukların öz bakım rutinleri de bu uzun ve esnek davranışlarımızın olabildiği tatil döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Banyo ve tuvalet ihtiyaçlarına, saç ve tırnak bakımına karşı isteksizlik,  tuvaleti tutma gibi bir takım gerilemeler meydana gelebilir.

 

            Uzun süreli tatillerin bir diğer olumsuz etkisi de elbette ki ekran kullanımında aşırı artışa sebep olmasıdır. Aşırı ekran ve teknoloji kullanımı çocukların gelişim süreçlerindeki en büyük tuzaklardan biridir. Çocuklar günlerinin büyük kısmını okulda geçirdiklerinde ekrana sınırsızca maruz kalmalarına pek de zaman kalmaz. Gün sonunda eve yorgun giden çocuk, zamanla ekrana daha az maruz kalır. Yaz döneminde ya da herhangi bir nedenden dolayı okula devam edemeyen çocuklarımızın başvuracağı ilk kaynak teknoloji olabilmektedir. Tatilin ilk zamanları, ebeveynler hevesle çeşitli aktiviteler ve planlar yapsalar da devam eden günlerde bu aktiviteler tükenmeye başlar ve çocuklar “Anneee, babaaaa çok sıkıldım.” demeye başlarlar. Akranları ile aktif oyunlar kurma ve vakit geçirme olanağı sınırlanan çocuk, dolayısıyla ekranla tatmin olmak ister, sabah tabletini elini alır ve taa ki uyuyana kadar da elinden bırakmaz. Sonuçta da dikkat, hafıza, dürtü kontrol problemlerine, uyku, sosyal, davranışsal ve ilişkisel problemlere, yaratıcılığın körelmesine vb. birçok istenmeyen durumun ortaya çıkması kaçınılmaz olabilmektedir.

 

            Ebeveynler, bütün bir yıl boyunca çocuklara sınırları ve kuralları benimsetmeye çabalar. Hatta, çocuklarının başa çıkmakta ve sınır koymakta zorlandıkları davranışları konusunda sık sık öğretmenlerden destek isterler. Bu, oldukça normal bir durumdur. Tıpkı ebeveynler gibi çocuklar da anne-babaları ile olan ilişkilerinde duygularını kontrol etmekte zorlanabiliyorken öğretmen otoritesini ve sınırlarını tanımakta daha uyumlu davranabiliyorlar. Okul düzeni, çocukların duygu regülasyonlarına katkı sağlar. Böylece, eğitim döneminde çocuklar yaşamlarının çoğu alanındaki ihtiyaç duydukları sınırları benimseyerek duygusal olarak daha stabil ilerleyebiliyorlar. Ancak, açık bir kapı buldukları anda sınırları ve kuralları ihlal etmek ya da çizginin ötesine geçmek onlar için oldukça heyecan verici olabilmektedir. Tüm yılın yorgunluğu, okulların kapanması ve tatilin de etkisiyle “Ay bir kez izin vereyim, zaten tatildeyiz. Bütün bir sene de zorladım çocuğu. Hem ben de çok yorgunum, uğraşacak gücüm de pek yok. ” dediğimiz anda taşlar yerinden oynamaya başlar. Tutarlılığımızdan ödün verdiğimiz bu ufak anı çocuklar unutmaz ve sık sık sizden sınır esnekliği göstermeniz ve sorumluluklarını göz ardı etmeniz konusunda pazarlık yapmaya zorlayabilirler.  Bu durum sonucunda ise çatışma kaçınılmaz olabilmektedir. Kendinizi çocuğunuza ceza verirken, odasına gönderirken, sıklıkla ondan şikayet ederken, söz dinlemesi için ona bağırırken bulmanız mümkün olabilecektir.

 

            Uzun süreli tatillerin bazı olumsuz etkileri üzerinde durduk. Yaklaşık on ay boyunca bir düzen oturtan, onlarca etkinlikler yapan, arkadaşlarıyla oyunlar oynayan, sosyalleşen, enerjileri oldukça yüksek olan çocuklarımızın yaz döneminde uzun süre boyunca bu düzenden uzaklaşması hem çocuk hem de ebeveynler açısından oldukça zorlayıcı olabilmektedir.  Çocuklar, akranlarıyla olmaları, sportif ve sanatsal etkinler yapmaları, yeni öğrenme ve keşfetme deneyimleri yaşamaları gereken yaşamlarının özellikle ilk altı yılında pandeminin de etkisiyle yeterince kayba uğradılar. Yaz döneminde bu kaybı telafi etmek ve çocuklara ihtiyaç duydukları imkanları sağlamak için yaz okulları biçilmiş kaftandır. Ebeveyn olarak, her ne kadar çocuklarınız için bir dolu etkinlik programı yapsanız da yaz okullarındaki gibi sistemli, planlı ve disiplinli bir program sunmayı başaramayabilirsiniz. Kaldı ki, çocuklar ebeveynlerinin hiçbir zaman öğretmen rolüne bürünmesini istemezler. Dolayısıyla, yaz programınıza çok yönlü değerlendirerek karar vermeniz, çocuklarınızın akademik, sosyal ve duygusal performansları açısından kayıp yaşamamaları adına daha faydalı olacaktır.

 

Uzm.Kln.Psk. Kübra TURAN